Türkçe | English | Deutsch
Ana Sayfa Hakkımızda SEDEFED Gündemi Sektörel Haber Bülteni Yayınlar-Basın Rekabet Kongresi
New Page 1
 
 
 
 
Sektörel Haber Bülteni'ni e-posta adresinize gelsin.
İsim
e-posta

KYOTO Protokolüne Katılım - 5 Şubat 2009
Anasayfa » Basın Bültenleri » KYOTO Protokolüne Katılım - 5 Şubat 2009

Türkiye’nin KYOTO Protokolü’ne katılmasına ilişkin SEDEFED Üyesi Derneklerin Ortak Görüşü

5 Şubat 2009


Kyoto Protokolü’nün Türkiye açısından önemi

Atmosferdeki insan kaynaklı iklim değişikliğini oluşturan sera gazları enerji, ulaştırma, sanayi, tarım, atık, ormancılık ve arazi kullanımı kategorileri altında değerlendirmeye alınmaktadır. Birleşmiş Milletler, insan kaynaklı bu olgunun önlenmesi için “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi”ni geliştirmiştir. Türkiye, 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (UNFCCC) 10 yıl aradan sonra, 24 Mayıs 2004 tarihinde katılmıştır.

O tarihlerde henüz UNFCCC’ye taraf olmadığı için, Türkiye, uluslararası camianın, 1995-1997 yılında sera gazı salımlarının azaltılmasına yönelik, uluslararası geçerliliğe ve yaptırım gücüne sahip Kyoto Protokolü ile ilgili görüşmelerine de katılamamıştır. Bu nedenle Türkiye’nin adı, Kyoto Protokolü’nde sera gazı salm azaltım yükümlülüklerinin tanımlandığı  Ek-B Listesinde yer almamıştır. Bunun sonucunda, Türkiye için Kyoto Protokolü kapsamında 2012 yılına kadar sera gazı salımlarını 1990 yılınıa göre belirli oranlarda azaltma yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Bakanlar Kurulu’nun 2 Haziran 2008’de Kyoto Protokolünü benimsediğini açıklamasının akabinde “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı”nın hemen yasalaşması beklenmekteydi. Ancak ne yazık ki bu süreç de uzadı ve Türkiye, Kyoto Protokolünün uygulama sorunlarının aşılması amacıyla 1-12 Aralık 2008 tarihlerinde Poznan, Polonya’da yapılan “BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar toplantısına “Protokole taraf olarak” katılma imkanını kaçırdı.
 
Sera gazı salımlarını azaltma konusu, arıtma teknolojileri kullanılarak çözülebilir nitelikte bir sorun olmayıp “enerjinin etkin kullanımı ve özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından azami yararlanma” gerektirmektedir. Bu konuda, ekonomisi sürekli büyüme gösteren, Türkiye için çözüm yaklaşımı “konutlarda ısı yalıtımı, ulaştırmada toplu taşımacılık ve demir/deniz yolu ve sanayide temiz yakıt teknolojilerinin, yenilenebilir enerjilerin, ve uygun güvenlik ve ekonomik koşulların oluşturulması halinde gerekirse nükleer enerjinin de, kullanılmasının teşvik edilmesi” olmalıdır.

Bilindiği üzere, sera gazı salımlarının azaltımının fayda-maliyet hesaplamasının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için kamu ve özel sektörün tüm alt sektörlerinde detaylı salım envanterinin çıkarılması gerekmektedir. Ülkemizdeki kayıt dışı ekonominin oranı da göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir envanter çalışmasına ivedilikle başlanması gerektiği ortadadır. Türkiye’nin müzakere sürecini doğru bir şekilde sonuçlandırması için böyle bir envanterin varlığı hayati önem taşımaktadır. Kyoto Protokolü’ne uyum maliyeti, Türkiye’nin AB Çevre Mevzuatına uyum maliyeti ile de entegre edilmelidir. Zira sanayi, ulaşım ve enerji sektörlerinde çevreyle dost teknikler ve temiz teknoloji üretim birimleri kullanıldığı takdirde çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliği sağlamak mümkün olacaktır. Bu sayede, rekabet avantajı ve hammadde verimliliği yaratılacaktır. Üretim kalitesini yükselten Türkiye, düşük teknolojili üretim yapan ülkelere karşı da ciddi bir rekabet avantajı elde edebilecektir.
Ancak, bu arada Demir Çelik ve Çimento sektörü gibi Türkiye ekonomisinin önemli yapıtaşlarını oluşturan hassas sektörlerimizin gerekli alt yapı yenileme çalışmalarını yapabilmeleri ve geçiş sürecini rekabet gücünü kaybetmeden tamamlayabilmeleri sağlanmalıdır. Türkiye’nin 2012 sonrasına yönelik uluslararası iklim değişikliği rejiminde, genelde gelişmiş ülkelerin bulunduğu Ek-B listesine dâhil olmadan, kendisiyle benzer koşullardaki diğer ileri gelişmekte olan ülkeler olan G.Kore ve Meksika gibi ülkelerle beraber daha esnek yükümlülükler içeren bir grupta yer alması, Türkiye açısından hayati önem taşımaktadır. Aksi takdirde, Türkiye’nin 2012 sonrası dönemde Ek-B Listesindeki ülkelerle beraber 1990 yılına göre mutlak sayısal azaltım hedefleri içeren bir yükümlülüğün getirebileceği çok ciddi maliyeti, söz konusu hassas sektörlerimizin kaldırabilmesi mümkün değildir. Uyumun maliyetinin net bir şekilde tespit edilebilmesi için gerçekleştirilecek etki analizi çalışmalarına, mutlaka devlet fonlarından katkı sağlanmalıdır.

Kyoto mekanizmalarında rol oynayamayan Türkiye’de, gönüllü piyasada karbon finansı sağlayan projeleri giderek artmakta ise de, bununla ilgili bir envanter maalesef bulunmamaktadır. Türkiye’nin gönüllü piyasada projelerinin düşük fiyatlardan emisyon sattığı ve bu sektörün 2012 sonrasında yüksek gelir elde edilebilecek bir kaynak oluşturması nedeniyle, Türkiye’nin 2012 sonrası dönemde kredi satan bir ülke pozisyonunda değerlendirilebilmesi için de müzakere yapılmalıdır.

Ancak, Türkiye, Kyoto Protokolü’ne katılımını her geçen gün ve dakika, 2012 sonrası dönemde ulusal çıkarlarına uygun şekilde yer alma hakkını kaybetmek üzeredir. Eğer Türkiye 2012 sonrası dönemde, aynı 1990’lı yılların başında Sözleşme sürecinde olduğu gibi, yanlış bir ülkeler ve yükümlülükler listesinde yer alırsa, 2012 sonrası bütün dünyanın izlemekte olduğu düşük karbon ekonomisine geçiş sürecinin tyamamen dışında kalabilir.

Türkiye, Kyoto Protokolü’ne ne kadar erken katılabilir ve 2012’ye kadarki süreci doğru planlayıp değerlendirebilirse, 2012 sonrası dönemde söz edilen riskleri fırsata dönüştürülebilir.

TBMM’ninde bu hafta nihayet görüşülmeye başlanan “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı”nın acilen kabul edilmesi gerekmektedir.

Zira Türkiye’nin Protoko’e katılım sağlanmış olması halinde, ilgili uluslararası düzey müzakerelerde taraf olması da mümkün olabilecektir.

Konu üzerinde en önemli uzmanları ve doğrudan ilgili sektörleri içinde barındıran SEDEFED, gerek müzakere heyetine teknik destek sağlamak üzere, gerek iş dünyasını temsil eden sivil toplum kuruluşu kimliğile gözlemci kuruluş konumunda ulusal ve uluslararası düzeydeki sürece katkı vermeye hazırdır.


Tür : Gündem Tarih : 05.02.2009
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
www.e-jett.com